Bir köy kısmen sevilmez ya tam
sevilir ya da tam sevdirilir.
Hani ya sev ya terket felsefesi
burada artık çürük bir soğandır. O felsefe bu köyde kokmaz ve gözleri de
yaşartmaz. İyi insanların bu köyle alıp veremediği yoktur.
Bazen aşırı dozda sevgiyi
zerkeder insana, sonra bir parça merhamet koprarır gönüllerden. Dolandıkça her
çeşmesinin başından tükenesi yüreklere su serpesi gelir insanın. Koblağ, Şemo,
Gıdık sahi bunlar, bu isimler kimlerin. Bence kimlerse artık berrak bir suyun
serinliğindeki ve saflığındaki birer iç okşayıcılar kadar unutulmaz
olmuşlardır. Kelek, Kuto, Semsemut ya da Havşan gerçekten bu isimlerin
anlamlarını bilen var mı?
Ya da gerek var mı?
İşte gereksiz yerede
sevdirebiliyor bu köy kendisini. Kendi
isimlerimizden karşılık beklediğimiz çok olmuştur. Mert, Yavuz, Fatih vs... Birisi
harbiden ismindeki gibi Mert olmayı isteyebilir ya da kendisinin Yavuz ve Fatih
gibi bir hükümranlarla aynı ismi taşıdığı için gurur duyanlar... Peki soruyorum
size ‘’Semsemut’’ diye bir isim mi olur be birader.
Bu isim kendisinin bir karışından
ödün vermeyip bu günlere gelmiştir bağrındaki o iki kocaman taşıyla. Ve Havşan
tepesi o ‘’bırek’’ dediğimiz taçlarıyla daha ne kadar özgün olabiliriz ki
diyorlar.
‘’Gıdık Çeşmesi’’ Yünören’in
serin sesi. Samimice söylüyorum şimdiye kadar size ‘Hadi Gıdık Çeşmesine
gidelim’’ diyenler sanki sizi cennete çağırıyormuş gibi geliyor değil mi?
Böyle birader bu köy de cennetin
bir zerre-i numunesi... Köyünü içindekileriyle sebepsiz seven sahicilere selam
olsun...
