21 Şubat 2014 Cuma

XARXUS SAYFAMIZIN YAZARLARINDAN AV. ERKAN KARAHAN'IN SON YAZISI "BAZEN SEVİNÇ BAZEN KEDER"

Uzun ve dondurucu soğuklarla geçen kışın ardından tüm sıcaklığı ve tatlılığıyla bir anda gelen bahar, tabiat gibi Ahmet' in de ruhunu canlandırmıştı. Bütün bir kışı mübalağasız uyuyarak ya da uyuklayarak geçiren kahramanımız, bahara hızlı girmişti. Baharın müjdecisi nergis ve sümbüller gibi açmış, etrafına neşe ve canlılık saçıyordu.
 Fakültenin açıldığı Ekim ayından bu yana sadece beş, on gün -o da yemekhanede ucuza yemek yemek için- okula gelen adamımız, son bir haftadır hiç bir dersi kaçırmıyordu. Ahmet' teki bu keskin ve çarpıcı değişimin nedenini ilk önce hiç kimse tahmin edemezken kısa süre sonra gerçeğe yakın ilk yorumlar gelmeye başlamıştı. Başlarda bu yorumlara gülümseyerek karşılık veren Ahmet, sonunda gerçeği itiraf etmişti: Aşıktı.

Lisede Edebiyat Hocasının kullandığı bir söz vardı:"Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları" diye. Ahmet' in de çok uzun zamandan beri gergin olan gönül yayları gevşemiş, bu sayede şarkılarda dinlediği ela gözlü, nazlı dilberini bulmuş ya da bulduğuna inanmaya başlamıştı. Çekingen ve mahcup göz temaslarıyla başlayan kıvılcımlar, merhabalarla parlamış, sıcak, samimi ve güler yüzlü sohbetlerle alevlenmişti. İlerleyen zamanlarda yeni bir aşamaya geçilmesi gerekliliği konusunda taraflar adeta gönül gözleri ile anlaşmış olduğundan, Ahmet' in dışarıda buluşma teklifi hiç düşünülmeden, derhal kabul görmüştü. Bu durumdan da cesaret alan Ahmet, planlamış olduğu yemeğe çıkma fikrinden anında çarkedip birlikte hafta sonu oynanacak derbiye gitmeyi teklif etti. Bu teklif te hiç düşünülmeden kabul edildi. Esasen o dakikada önemli olan, yeni bir aşamaya geçilmesi yani tarafların birbirine özgür ve cesurca açılması, ilişkide bir adım daha atılarak adını koyma çabalarına girişilmesi idi. Bunun dışındaki her şey ancak teferruat olabilirdi. Söz kesildi: 20 Nisan 1997
O gün eve dönene kadar yolda geçen zamanı Ahmet, pek çok şey gibi hiç unutmayacaktı. Bindiği araçlar, dolmuş ve otobüs değildi. Bulutların üstünde, kâh yürüyerek kâh atlı arabalarla yolculuk etmişti sanki. Çevresine ve insanlara karşı, bugüne kadar hiç duymadığı ölçüde büyük bir ilgi ve sevgi duyuyordu. Mahalleye varınca esnafı selamladı, sigara içmek için parka gitti. Yarım saat içinde üç dal sigara içti. Sigaradan aldığı keyifle etrafa göz gezdirmeye başladı. Bankın etrafına kuşlar yesin diye saçılmış ekmek kırıntılarına dikkat kesildi. Bu kırıntıları kan ter içinde yuvalarına taşıyan karıncaları izledi bir süre gıpta ile. Allah' ın işine bak sen "kime niyet, kime kısmet" diye geçirdi içinden. Parkın diğer köşesinde gürültü ile oynayan çocukları ve peşlerinden koşturan annelerini izledi. Montunun yakasına bir şeyin düştüğünü görünce yukarı bakındı, tepesinde cıvıldaşan serçeleri gördü. Ağaçların yaprakları arasında yakalamaca oynuyorlarmış gibi kıpır kıpırdılar. Bankın üstünden arkaya atlayıp eve dönmeyi isterken ayağı yumuşak bir toprak parçasına değdi. Dönüp baktığında adını bilmediği, sarı ve pembe tonlarda renkler barındıran bir çiçeği ezdiğini fark etti. Eğilerek boynu bükülmüş çiçeği düzeltmeye çalıştı. Bu işi de bitirdikten sonra sebepsiz yere dönüp son bir kez parka baktı. Daha birkaç ay önce cansız,sessiz ve terkedilmiş bir şekilde duran bu alana ne olmuşta böyle canlanmıştı. Şimdi kendisine mucizevi gelen bu değişimler hep bahar denen mevsimin eseriydi. "Ne kerametliymiş bu bahar canım, yalnızca çiçekleri, böcekleri, kuşları değil beni bile diriltti" diye düşünmeye başladı. Demek dedi kendi kendine. "Öldükten sonra dirilmekte böyle bir şey. Ölümümüz kış, dirilmemiz bahar gibi olacak." Nasıl olmuştu da bugüne kadar bu gerçeği böyle yalın bir şekilde fark edememişti hayret ediyordu.
 Günler günleri çok çabuk kovalamış ve beklenen gün gelmişti. Beşiktaş son durakta buluşan çiftimiz, önce bir şeyler yiyip içebilmek için köy içine yöneldiler. Burada yenilen yarım ekmek dönerden sonra çaylar aceleyle içilmiş ve artık maçın oynanacağı İnönü Stadına doğru yola çıkılmıştı. Günlerce büyük bir heyecan ve özlemle bu günü bekleyen ve konuşacak onlarca şeyi olan Ahmet' in tabiri caizse ağzını bıçak açmıyordu. Zıpkın yemiş balık gibi nefesi kesilmişti. Aşkın büyülü ortamında belki eli ayağına dolaşmıyordu ama sözcükleri boğazında düğümleniyordu. "Neyin var, pek sessizsin" diyen Özlem' e," Hiç, her zamanki halim" deyip bu durumu espri ile geçiştirmeye çalışıyordu. Ahmet' teki heyecanın ve aptal aşıklığın farkında olan Özlem, onu biraz olsun yatıştırabilmek için maçtan söz etmeye başladı. İşte bu narkoz Ahmet' i kendine getirdi. Köyiçinden İnönüye uzanan yolda Ahmet hiç susmadı. Taraftarların tezahüratları ve şarkıları eşliğinde bir başka aşkına olan tutkusunu anlattı. O doğuştan Beşiktaşlıydı. Şerefiyle oynayan, hakkıyla kazananların takımındandı. Siyahla beyaz, ölümle yaşam gibi sarmıştı hayatını. Şimdi sezonun en önemli maçına çıkacaklardı. Her zamanki gibi takımlarıyla bütün olup Galatasaray' ı çimlere gömeceklerdi. Stada kadar şarkılara, tezahüratlara eşlik ettiler. Ahmet, “Neyleyim cebimdeki milyon doları, sen şampiyon olmayınca. Bazen sevinç, bazen keder Beşiktaşlı olmak yeter” tezahüratının ikinci nakaratını bilerek “Bazen sevinç, bazen keder senin sevgin ömre bedel” diye söylemiş ve o anda Özlem’ in gözlerinin içine bakmıştı. Özlem’ in ayı ve güneşi kıskandıran gülümseyişini, Ahmet ömrünün sonuna kadar unutamayacağını çok iyi biliyordu.

Maçla beraber her şey çok güzel başlamış, Beşiktaş 1-0 öne geçmişti. Amokachi'nin 32. dakikada gelen gölünden sonra oluşan coşkuyla Özlem'e sarılmış, devrenin sonuna kadar el ele, omuz omuza marşlara, şarkılara eşlik etmişlerdi. Maç Kartal'ın üstünlüğü ile sürerken hakem Ahmet Çakar, ikinci yarının başlarında atağa kalkmak isteyen Amokachi' ye, Cimbomlu Bülent'e faul yaptığı gerekçesiyle ikinci sarı karttan kırmızıyı göstermişti. Tüm stat yıkılıyordu. Faul yapan Çamur Bülent'ken, Kara Bomba oyundan atılmıştı. Maçın bundan sonraki bölümlerinde de üstünlüğünü kaybetmeyen Kartal'ı durdurabilmek için maçın sonlarında uydurulan penaltı sonrası her şey bitmişti. Ne yaparsa yapsın Kartal'a bu maç verilmeyecekti. Sezon başından beri lehine her türlü hakem hatası yapılan Galatasaray şampiyon yapılacaktı. İşte bu maç, bu gerçeğin acı bir görünümünden başka bir şey değildi.

Ahmet' in kaderi de çok sevdiği "Siyahbeyazlılar"ın kaderine benzeyecekti. Özlem' le ulaşmayı umduğu evlilik hayali, kısa bir süre sonra büyük aşkıyla beraber yüzüstü bırakılacaktı. Özlem, sınıftan arkadaşları Semih' le nişanlanmıştı. Bahara büyük umutlarla, adeta yeniden dirilmişçesine capcanlı, neşe ve coşku içerisinde giren adamımız, yaz başına gelindiğinde, terkedilmiş, sınıfta kalmış ve manik depresif bir halde olmasına rağmen yine de şarkısını, tüm kalbiyle mırıldanmaya devam ediyordu: “Bazen sevinç bazen keder, hayat yaşamaya değer”


 

Blog Template by BloggerCandy.com