16 Şubat 2013 Cumartesi

ESNAFLARIMIZLA GÖRÜŞTÜK VE KİTAPLARIMIZI KENDİLERİNE HEDİYE ETTİK



Bugün (15 Şubat) Yünören Köyü eşraf ve esnaflarından olan Sayın Nurettin Bey ve Sayın Yılmaz Bey’le görüştük…

Köy ve köylü ile ilgili değerli yorumlarını bizimle paylaştılar… Şimdi esnaflarımız hakkında kısa bir bilgi verelim ve değerli yorumlarını yazalım…

Nurettin Bey Erciş'in merkezinde Rüya Giyim Mağazası'nı işletmektedir. Köye daha önce hizmetleriyle tanınan Nurettin Bey 2004 yılında Avrupa Birliği kalkınma ajansları tarafından desteklenen kooperatiflerle halkı bilinçlendirmiş ve köye bir ilki getirmiştir. Çalışmalarına halen devam eden Nurettin Bey’i bugün ziyaret ettik ve nacizane hediyemizi takdim ettik kendileri de kabul buyurarak bizi memnun ettiler. Çalışmaları ve neticeleri hususunda kendisiyle yaptığımız röportaj çok yakında sitemizde olacaktır.

Yılmaz Bey yine Erciş’in en işlek caddesinde yıllardır Kervan Ekmek Fırınıyla tüm ilçe halkına hizmet etmektedir. Kendisinin köylüler hakkındaki yorumu aslında her şeyi özetliyordu… ‘’Bizim köylülerin çoğu okur; okumayanlarda en güzel ticareti yaparlar.’’

6 Şubat 2013 Çarşamba

XARXUSL'LU RUTTO VE MACERALARI (RUTTO YURT DIŞINDAN DÖNDÜ)



       Şimdi Rutto bildiğiniz üzere yurtdışındaki işlerini bitirip döndü, o hobisi olan sorunun cevabını da geldikten sonra köy sayfasındaki bir yorumdan buldu ve mutluluğunu bizimle paylaştı. Meğerse sorunun cevabı Sayın Aydın Bey’in dediği gibi 20, soruyu soran amcanın adı ise Musa’ymış.  Şimdi Rutto aşağıdaki hikayeyi yurtdışından uçakla Anadolu’ya dönerken okumuş ve yükseklerden aşağıya bakarak kendi kendisine şu soruyu mırıldanmış ‘’Gelo gundiyémeji qerın u qorın’’? Türkçesiyle söyleyelim ‘’Acaba bizim köylülerde kör ya da sağır mı’’?
     

            Hikaye şuymuş:
     
     Bir gün diyarlar birbirlerine haykırarak kimin daha ihtişamlı kimin daha güçlü olduğunu birbirimize gösterelim derler. Her bir diyar dağlarındaki karlara, rüzgarlara ve nice yağmurlara hadi gösterin bakalım ihtişamımızı diye emirler savururlar. Bu diyarların dağları, ciğerleri çürüyen bir adamın öksürdüğü gibi öksürmüş ama sisine, pusuna, karına, yağmuruna, gölüne, suyuna bunlar fayda etmemiş. Ne bir kasırga koparabilmişler ne de yükseklerden bir çığ. Hele kar hemen erimiş, sis usulca şehirlere sokulup yağmurları beklemeye başlamış ama güneş doğunca hepsi gafil avlanmış. Sonunda bu diyarlar boyunları bükük bir halde yenilgilerini kabul ederlerken adıyla nam salmış bir diyar başlamış haykırmaya.
     
       Dağlarında karı eksik olmayan ve her mevsim ağlamayan dik bir duruşlu bir diyar, madem ihtişam dediniz alın bakalım der. Ağrı başkaldırır ve Süphan ortalığı bir anda kasıp kavurur. Nemrut o kadar hiddetlenir ki akarsuların önünü keser ve diyarların en büyük gölünü oluşturur. Tendürek simsiyah taşlarını ben böyle kusarım dedirtircesine güneşin alaca ışığına tutmuş ve sıra bu diyarın sularına gelmiş. Zilan efkarlıymış, Murat ise kıskanç. Bendimahi inadına yüzen balıklarla durulmaz ama Murat’ın tam tersine akarmış.
      
            İhtişam benim doğamda var diyen bu diyar, asıl olan meziyetini(hoşgörüsünü) diğerlerine göstermeye karar vermiş. Önce tertemiz bir nefesle bağrındaki insancıklara merhamet etmiş ve öyle bir suyla onlara ikramda bulunmuş ki diğer diyarlar kireçli sularından utanmışlar ve insancıklarının onlara olan öfkesinden niye bu kadar kirlendiklerini anlamışlar.
      
       İhtişamlı ve görkemli diyarın ilham veren havası zaman zaman insancıklarıyla yoldaş oluvermiş. Kimilerinin irfan kaynağı, kimilerinin özgürlük uğrağı olmuş dağları.
      
        Hatta bir zamanlar Ağrı özgürlük için ona sığınanları bağrında saklarken diğer diyarların öfkeli insancıkları Ağrı’yı bombalamışlar derken Zilan durumu Süphan’a söylemiş ve Süphan, Ağrı ateşini kusmadan onlardan birisinin uçakçıklarını serin tepesine indirivermiştir.   
      
          İhtişamlı diyar, fakir ama gururlu insancıklarıyla merhametini sergilerken hiddetinden sual olunmaz dedirtmiştir.
      
           Çook sonra bile diyarların bu hesaplaşması dilden dile dolaşıyormuş. Bir gün bu hiddetli ve merhametli diyarın bir tane insancığı bu hesaplaşmadan habersiz bizim diyar hakkında açmış ağzını yummuş gözünü.  Xarxus’lu insancıklardan biri dağların eskiden hiddetli hiddetli alev püskürdüğü gibi bu insancığa hiddetlenmiş ve kendi tabiriyle o zavallıya öyle bir söz söylemiş ki halen o söz o güzel diyarın güzel insancıklarının atasözü olarak dilden dile gelmiş. Sözü de, özü anlatan şu cümleden ibaretmiş; ‘’Çıra jı qorara def kı qerara béfeydeye’’ yani ‘’Çıranın köre davulun sağıra faydası yoktur.’’


XARXUS’LU RUTTO VE MACERALARI


      Xarxus’lu Rutto her zamanki gibi sabah kalkar. Önce titreye titreye çayının son damlasını yudumlar ve ahıra girer en iyisinden bir tezek(kelme) alır ve çantasını omuzlar. Okulun yolunu tutan Rutto hocanın sobayı daha yakamadığını görünce titremeye başlar. Soba yanmaya başlayınca Rutto’gilde İngilizce dersi işlemeye başlarlar. Tabii beşinci sınıflar ile dörtler aynı dersleri çorba yapıp çatalla içmeye çalışırlarken birinci, ikinci, üçüncü sınıflar dersleri helise yapmışlardır bile… E ne yapsınlar kışın ortasında bizim Rutto’gilleri soğuk sınıfa mı yollasınlar. Rutto ilk defa İngilizce dersindedir ve boyu kısa olduğu için hocanın ne yazdığını göremiyordur tam önündeki ikinci Rutto hızlı yazabilmek için sesli bir şekilde kelimeleri okuyarak yazar bizim uyanık Rutto’da tekrar edilenleri hemen yazarak tahtaya odaklanma endişesini bu şekilde giderir. Bizim Rutto küfür sevmeyen biridir, tahtadakileri tekrar edip yazan ikinci Rutto tamda ingilizcedeki üçüncü şahıs kipi olan ‘it’i hem şaşırarak hem de komiklik olsun diye dönerek söylemeye çalışınca bizim Rutto; höst keré heram demiş. Hoca da ha bire it is deyince bizimki iyice kıllanmış hocam biz öyle it mit değiliz deyivermiş. Tabii gülmeler kahkahalar derken bizim Rutto kıpkırmızı oluvermiş arkadaşlarına da soba çok gür yandım arkadaşlar demeyi de unutmamış… J 

Rutto’nun maceraları devam ediyor tabii…
Gün ortasında nöbetçi olan Rutto

2 Şubat 2013 Cumartesi

YÜNÖREN KÖYÜ MONOGRAFYASI



       Yünören Köyü monografya çalışması 29 Ocak 2013 itibariyle tamamlanmıştır. Kitap şeklinde ve sınırlı bir sayıda bastırılan çalışma 15 şubatta Erciş'te olacaktır. Görücüye çıkan çalışmaya  talep yoğun olursa tekrar basım işlemi olacaktır ve dağıtımı yapılacak adresler bu blog sayfasında duyurulacaktır. 
 

Blog Template by BloggerCandy.com