Şimdi Rutto bildiğiniz üzere yurtdışındaki
işlerini bitirip döndü, o hobisi olan sorunun cevabını da geldikten sonra köy
sayfasındaki bir yorumdan buldu ve mutluluğunu bizimle paylaştı.
Meğerse
sorunun cevabı Sayın Aydın Bey’in dediği gibi 20, soruyu soran amcanın adı ise
Musa’ymış. Şimdi Rutto aşağıdaki
hikayeyi yurtdışından uçakla Anadolu’ya dönerken okumuş ve yükseklerden aşağıya
bakarak kendi kendisine şu soruyu mırıldanmış
‘’Gelo gundiyémeji qerın u qorın’’?
Türkçesiyle söyleyelim
‘’Acaba bizim köylülerde kör ya da sağır mı’’?
Hikaye şuymuş:
Bir gün diyarlar birbirlerine haykırarak kimin
daha ihtişamlı kimin daha güçlü olduğunu birbirimize gösterelim derler. Her bir
diyar dağlarındaki karlara, rüzgarlara ve nice yağmurlara hadi gösterin bakalım
ihtişamımızı diye emirler savururlar. Bu diyarların dağları, ciğerleri çürüyen
bir adamın öksürdüğü gibi öksürmüş ama sisine, pusuna, karına, yağmuruna,
gölüne, suyuna bunlar fayda etmemiş. Ne bir kasırga koparabilmişler ne de
yükseklerden bir çığ. Hele kar hemen erimiş, sis usulca şehirlere sokulup
yağmurları beklemeye başlamış ama güneş doğunca hepsi gafil avlanmış. Sonunda
bu diyarlar boyunları bükük bir halde yenilgilerini kabul ederlerken adıyla nam
salmış bir diyar başlamış haykırmaya.
Dağlarında karı eksik olmayan ve her
mevsim ağlamayan dik bir duruşlu bir diyar, madem ihtişam dediniz alın bakalım
der. Ağrı başkaldırır ve Süphan ortalığı bir anda kasıp kavurur. Nemrut o kadar
hiddetlenir ki akarsuların önünü keser ve diyarların en büyük gölünü oluşturur.
Tendürek simsiyah taşlarını ben böyle kusarım dedirtircesine güneşin alaca
ışığına tutmuş ve sıra bu diyarın sularına gelmiş. Zilan efkarlıymış, Murat ise
kıskanç. Bendimahi inadına yüzen balıklarla durulmaz ama Murat’ın tam tersine
akarmış.
İhtişam benim doğamda var diyen bu diyar,
asıl olan meziyetini(hoşgörüsünü) diğerlerine göstermeye karar vermiş. Önce
tertemiz bir nefesle bağrındaki insancıklara merhamet etmiş ve öyle bir suyla
onlara ikramda bulunmuş ki diğer diyarlar kireçli sularından utanmışlar ve
insancıklarının onlara olan öfkesinden niye bu kadar kirlendiklerini
anlamışlar.
İhtişamlı ve görkemli diyarın ilham veren
havası zaman zaman insancıklarıyla yoldaş oluvermiş. Kimilerinin irfan kaynağı,
kimilerinin özgürlük uğrağı olmuş dağları.
Hatta bir zamanlar Ağrı özgürlük için ona
sığınanları bağrında saklarken diğer diyarların öfkeli insancıkları Ağrı’yı
bombalamışlar derken Zilan durumu Süphan’a söylemiş ve Süphan, Ağrı ateşini kusmadan
onlardan birisinin uçakçıklarını serin tepesine indirivermiştir.
İhtişamlı diyar, fakir ama gururlu
insancıklarıyla merhametini sergilerken hiddetinden sual olunmaz dedirtmiştir.
Çook sonra bile diyarların bu
hesaplaşması dilden dile dolaşıyormuş. Bir gün bu hiddetli ve merhametli
diyarın bir tane insancığı bu hesaplaşmadan habersiz bizim diyar hakkında açmış
ağzını yummuş gözünü. Xarxus’lu
insancıklardan biri dağların eskiden hiddetli hiddetli alev püskürdüğü gibi bu
insancığa hiddetlenmiş ve kendi tabiriyle o zavallıya öyle bir söz söylemiş ki
halen o söz o güzel diyarın güzel insancıklarının atasözü olarak dilden dile
gelmiş. Sözü de, özü anlatan şu cümleden ibaretmiş; ‘’Çıra jı qorara def kı
qerara béfeydeye’’ yani ‘’Çıranın köre davulun sağıra faydası yoktur.’’