29 Kasım 2014 Cumartesi

XARXUS'UN TELEFON ŞEBEKESİ SORUNU

XARXUS köyünde ve çevre köylerde bilindiği üzere telefon çekmiyordu. Beş yıldır bu 
sorunu çözmek için uğraş veren Atilla ŞİT gsm operatörleriyle iletişime geçti imza topladı 
ama ne yazık ki gsm operatörleri ciddi bir sorumsuzluk sergilediler. Her şeye  rağmen pes 
etmeyeceğini ifade eden Atilla ŞİT bu defa sesini duyurmak için ulusal basından Van DHA 
muhabirleri Osman Bekleyen ve Murat Çağlar'ı köye davet ederek haber yapmalarını sağladı. 
Şimdi ulusal basında yer alan Xarxus'un telefon şebekesi sorununu konu alan haberi 
paylaşıyoruz.
















Haber (Osman Bekleyen-Murat Çağlar) DHA 
Van'ın Erciş İlçesi'nin Yünören, Sabanbüken, Aksakal ve Yılanlı köylüleri iletişim sıkıntısı 
yaşıyor. Köylerine yakın bölgede GSM operatörlerinin baz istasyonu olmayan köylüler, çareyi 
yüksek tepelere çıkıp sinyal aramakta buluyor. 5 yıldır köylerine baz istasyonu kurdurmaya 
çalıştıklarını belirten Yünören Köyü sakini Atilla Şit, Yaklaşık 20 Dakikayürüyerek çıktığımız 
Şimşektepe bizi dünyaya bağlıyor dedi.
3 BİN KİŞİ CEP TELEFONLARINI KULLANAMIYOR
Dünya teknoloji çağını yaşarken, Türkiye'de bazı köyler hala dünya ile iletişim kuramıyor.
Van'ın Erciş İlçesi'ne 25 ile 30 kilometre uzaklıkta bulanan Yünören, Aksakal, Sabanbüken ve
 Yılanlı köylerinde yaşayan yaklaşık 3 bin nüfus, baz istasyonu olmadığı için cep telefonlarını 
kullanamıyor. GSM operatörlerinin sinyalini bulabilmek için büyük çaba gösteren köylülerin 
kimisi defalarca tepeye çıkarak nişanlısıyla, eşiyle akrabasıyla kimi de asker çocuğuyla 
konuşmaya çalışıyor.
"ŞİMŞEKTEPE İLETİŞİM MERKEZİ GİBİ ÇALIŞIYOR"
Yaklaşık 5 yıldır yaptıkları tüm müracaatlardan olumsuz yanıt alan köylülerin iletişim kurma 
merkezi ise Şimşektepe. Köylüler yaklaşık 20 Dakika yürüdükten sonra çıktıkları köyün en 
yakınında bulunan Şimşektepe'de az da olsa sinyal bulabiliyor. Dakikalarca sinyalin olduğu 
bölgeyi arayan köylüler, birkaç dakika konuştuktan sonra yine köylerine dönüyor. Yaşadıkları 
çok büyük olduğunu anlatan Yünören Köyü sakinlerinden Atilla Şit, "5 yıldır GSM şirketleriyle 
görüşme yapıyoruz. Bize cep telefonu kullanan 1000 abone bulmamızı istediler. Şu anda bu 
sayıyı bulduk. Ama bu kez bize ödenek yok diyorlar. İnşallah yetkililer sesimizi duyar ve 
sorunumuza çare bulunur. Tepelere çıkıp sinyal aramaktan bıktık. Ayrıca kış geliyor. Artık bu 
tepelere de çıkamayacağız. Çünkü kış burada çok çetin geçiyor" dedi.


26 Ağustos 2014 Salı

WEXTEKİ NE JÉN BÉ CISIN BU, NE JİYAN BI HESINBU

O uçağa benzeyen "Bludağ" tepesi kışın güneşini kendi üzerinden batırırken Xarxus’lular gittikleri sürgünlerden döndüler. 

Bir gün çocuklar "Ganiya Gıdık" mevkisinde şaşkınlıkla uzaktan hasıl olan köy ışıklarına daldılar, "Qereklis" köyünün ışıklarına.

Efendime söylim "Hewşan" mıntıkasındaki çobanlar ile "Avdolan" civarındaki çobanlar çok sonradan el feneri keşfedildikten sonra ışık çağına geçtiklerini göstermek için birbirlerine işaretler gönderdiler.

"Urıs hat bırrevın" diyen neneler torunlarını böyle korkuttular. Geceleyin mezarların yanından geçerken hatim indiren zamane gençleri "Bıra tera qessem be" diyen babalarının gazabından kurtulamadılar J Yerler miydi yemezler miydi?

Bir gün "runé nivişka" içinde kavrulan yeni bir nesil türedi. 

Artık elektiriğin kesilmediği bir çağda yaşayan bu nesil ne yazık ki "tura bıncılık, gul fincan, sore bılbıl, tevş, teneke" hatta "çevgırtonek" ne lan dediler. 

Boynunuz devrile!!! diye bir kelime türedi yenil nesil gelinler arasında. Sonra çocuklar "sıtiyete bışké" de ne demek lan dediler.

Eskiden it diyemezlerdi "seyé kuré sa" derlerdi. 

Şimdi okulda daha rahat ant içtiklerine dair söylentiler yayılmaya başladı. 

Nerde o eski nesil diyen büyük insanlar küçük neslin bazen saçlarıyla bazen düşük bel pantolonlarıyla dalga geçtiler ama nafile. 

Büyükler ne kadar "çéleka poré te alastiye" deseler de yeni nesil bıkmadı. Büyükler ne kadar "kurro xarziyé mıho du xewerne de" deseler de yeni nesil artık daha "xewerkar" oldu. 

Çoğunu tenzih ederek bazı büyüklerin canı cehenneme diye sözler sarfeden bir çocuk bir gün klavyesinde bunu yazarken acaba bu yazıyı okuyan kişiler zencilerden etkilendiğimi düşünecekler midir? diye içinden geçirdi. Amaan onlarında canı cehenneme.


Neyse değerli Xarxus’lular böyle gelir böyle söylenir. Hataya, kusura aflar. Etmeyene eyvahlar. Canın sağolsun diyenlere de eyvallahlar.  

10 Ağustos 2014 Pazar

Xarxus'ta Kime Kaç Oy Çıktı

Xarxus cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazasız belasız atlattı. Sandıkların açılmasından sonra yapılan sayımlar sonucunda;

Selahattin Demirtaş'a= 30 (otuz) oy

Recep Tayyip Erdoğan'a = 57 ( elli yedi) oy çıktı.

Ekmelledin İhsanoğlu'na ise hiç oy çıkmadı.

88 kişi oy kullandı. 87 oy geçerli olurken 1 oy ise üç adaya da basılmasından dolayı iptal edildi.


5 Ağustos 2014 Salı

GELMİŞİ GEÇMİŞİYLE XARXUS

Kurtlar “kula gura[1]”da yuva yapıyorlarken, kuşlar “hespé piré[2]” topluyorlardı, ayılar “geliyé cemaxé[3]”da “bın dara huliyé[4]”da ayak ayak üstüne atmışlardı, fareler “pelex[5]”te cirit atıyorlardı kediler ise “gelo xarxus yalé ku dıkeve[6]” diyorlardı. Daha o günlerde kelekte evler vardı, tendurde sıcak bir ermeni aşı ve “koblax[7]”da ser “hespa bé nel bé gem u bé zin[8]” bir şekilde Zin’lerin peşinden koşan çakma Mem’ler vardı. 1900 gibi “Lokman Hekim Hasan efendi[9]” biiznillah otu derman eylerken çocuklar halen “tırşo[10]”nun dibindeki salgıyı gördüklerinde buna yılan tükürmüş diyorlardı. Sonra sonra bir gün “delekor[11]”u siyah bir “kümülüs[12]” bulutu sardı adeta “bavezeng dağı[13]” çamur oldu aktı dereden hatta Urartu amcanın kanalı heyelana ram oldu. Kurdun yuvası bozuldu, ayının huzuru kaçtı kırmızı bir yılan çıktı kelekten sonra Ermeninin tandırı söndü evlerini barklarını bir gün bu yılan gider geri geliriz diye bıraktılar külçe külçe gözyaşlarını “topé xaçça[14]”ya gömdüler. Derken bir gün uçak gördü Xarxus, sonra zarflar mı ne atıldı sonra geliniz bay masumlar sizleri bi zahmet katledelim denildi. Mem’ler, Zin’ler zincirlendiler kesif bir mitralyöz barutu kokusu eşliğinde selasız bir senfoni çaldılar ve iş bitti.



[1] Kurtların ini manasına gelir. Yörede bir mevkii adıdır.

[2] Çekirge. Kürtçe de kelimeleri irdelenirse yaşlı nenenin(piré) atı(hesp) anlamına gelir.

[3] Cemax Vadisi.

[4] Armut ağacı.

[5] Bataklık ya da çok sulak arazi.

[6] Acaba Xarxus ne tarafa düşer.

[7] Kör bulak adından bozmadır yörede bir mevkii adıdır.

[8] Nalsız, yularsız, eyersiz at.

[9] Hasan efendi köyde Çiçek ailesinin dedesidir. Yörede vaktiyle (1930) tanınan bir Lokman hekim idi.

[10]  Türkçe de “Kuzu Kulağı” anlamına gelen yöre de uçkun gibi soyulup yiyilen bir ot.

[11] Delekor vadisi ve Delekor deresi Xarxus’un iki mahallesini birbirinden ayırır.

[12] Latince de “yığın” anlamına gelir. Bulut yığını.

[13] Aksakal Köyü kuzeyindeki dağ.

[14] Köy’ün güney çıkışında bulunan bir Ermeni mezarlığı.

28 Nisan 2014 Pazartesi

Xarxus'ta Vefat

Zeynel Çakır'ın oğlu Cihat Çakır'a Allah'tan rahmet diliyoruz. Allah annesine, babasına, erkenden yalnız bıraktığı kardeşlerine sabır niyaz etsin. Xarxus'umuzun başı sağolsun.

21 Şubat 2014 Cuma

XARXUS SAYFAMIZIN YAZARLARINDAN AV. ERKAN KARAHAN'IN SON YAZISI "BAZEN SEVİNÇ BAZEN KEDER"

Uzun ve dondurucu soğuklarla geçen kışın ardından tüm sıcaklığı ve tatlılığıyla bir anda gelen bahar, tabiat gibi Ahmet' in de ruhunu canlandırmıştı. Bütün bir kışı mübalağasız uyuyarak ya da uyuklayarak geçiren kahramanımız, bahara hızlı girmişti. Baharın müjdecisi nergis ve sümbüller gibi açmış, etrafına neşe ve canlılık saçıyordu.
 Fakültenin açıldığı Ekim ayından bu yana sadece beş, on gün -o da yemekhanede ucuza yemek yemek için- okula gelen adamımız, son bir haftadır hiç bir dersi kaçırmıyordu. Ahmet' teki bu keskin ve çarpıcı değişimin nedenini ilk önce hiç kimse tahmin edemezken kısa süre sonra gerçeğe yakın ilk yorumlar gelmeye başlamıştı. Başlarda bu yorumlara gülümseyerek karşılık veren Ahmet, sonunda gerçeği itiraf etmişti: Aşıktı.

Lisede Edebiyat Hocasının kullandığı bir söz vardı:"Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları" diye. Ahmet' in de çok uzun zamandan beri gergin olan gönül yayları gevşemiş, bu sayede şarkılarda dinlediği ela gözlü, nazlı dilberini bulmuş ya da bulduğuna inanmaya başlamıştı. Çekingen ve mahcup göz temaslarıyla başlayan kıvılcımlar, merhabalarla parlamış, sıcak, samimi ve güler yüzlü sohbetlerle alevlenmişti. İlerleyen zamanlarda yeni bir aşamaya geçilmesi gerekliliği konusunda taraflar adeta gönül gözleri ile anlaşmış olduğundan, Ahmet' in dışarıda buluşma teklifi hiç düşünülmeden, derhal kabul görmüştü. Bu durumdan da cesaret alan Ahmet, planlamış olduğu yemeğe çıkma fikrinden anında çarkedip birlikte hafta sonu oynanacak derbiye gitmeyi teklif etti. Bu teklif te hiç düşünülmeden kabul edildi. Esasen o dakikada önemli olan, yeni bir aşamaya geçilmesi yani tarafların birbirine özgür ve cesurca açılması, ilişkide bir adım daha atılarak adını koyma çabalarına girişilmesi idi. Bunun dışındaki her şey ancak teferruat olabilirdi. Söz kesildi: 20 Nisan 1997
O gün eve dönene kadar yolda geçen zamanı Ahmet, pek çok şey gibi hiç unutmayacaktı. Bindiği araçlar, dolmuş ve otobüs değildi. Bulutların üstünde, kâh yürüyerek kâh atlı arabalarla yolculuk etmişti sanki. Çevresine ve insanlara karşı, bugüne kadar hiç duymadığı ölçüde büyük bir ilgi ve sevgi duyuyordu. Mahalleye varınca esnafı selamladı, sigara içmek için parka gitti. Yarım saat içinde üç dal sigara içti. Sigaradan aldığı keyifle etrafa göz gezdirmeye başladı. Bankın etrafına kuşlar yesin diye saçılmış ekmek kırıntılarına dikkat kesildi. Bu kırıntıları kan ter içinde yuvalarına taşıyan karıncaları izledi bir süre gıpta ile. Allah' ın işine bak sen "kime niyet, kime kısmet" diye geçirdi içinden. Parkın diğer köşesinde gürültü ile oynayan çocukları ve peşlerinden koşturan annelerini izledi. Montunun yakasına bir şeyin düştüğünü görünce yukarı bakındı, tepesinde cıvıldaşan serçeleri gördü. Ağaçların yaprakları arasında yakalamaca oynuyorlarmış gibi kıpır kıpırdılar. Bankın üstünden arkaya atlayıp eve dönmeyi isterken ayağı yumuşak bir toprak parçasına değdi. Dönüp baktığında adını bilmediği, sarı ve pembe tonlarda renkler barındıran bir çiçeği ezdiğini fark etti. Eğilerek boynu bükülmüş çiçeği düzeltmeye çalıştı. Bu işi de bitirdikten sonra sebepsiz yere dönüp son bir kez parka baktı. Daha birkaç ay önce cansız,sessiz ve terkedilmiş bir şekilde duran bu alana ne olmuşta böyle canlanmıştı. Şimdi kendisine mucizevi gelen bu değişimler hep bahar denen mevsimin eseriydi. "Ne kerametliymiş bu bahar canım, yalnızca çiçekleri, böcekleri, kuşları değil beni bile diriltti" diye düşünmeye başladı. Demek dedi kendi kendine. "Öldükten sonra dirilmekte böyle bir şey. Ölümümüz kış, dirilmemiz bahar gibi olacak." Nasıl olmuştu da bugüne kadar bu gerçeği böyle yalın bir şekilde fark edememişti hayret ediyordu.
 Günler günleri çok çabuk kovalamış ve beklenen gün gelmişti. Beşiktaş son durakta buluşan çiftimiz, önce bir şeyler yiyip içebilmek için köy içine yöneldiler. Burada yenilen yarım ekmek dönerden sonra çaylar aceleyle içilmiş ve artık maçın oynanacağı İnönü Stadına doğru yola çıkılmıştı. Günlerce büyük bir heyecan ve özlemle bu günü bekleyen ve konuşacak onlarca şeyi olan Ahmet' in tabiri caizse ağzını bıçak açmıyordu. Zıpkın yemiş balık gibi nefesi kesilmişti. Aşkın büyülü ortamında belki eli ayağına dolaşmıyordu ama sözcükleri boğazında düğümleniyordu. "Neyin var, pek sessizsin" diyen Özlem' e," Hiç, her zamanki halim" deyip bu durumu espri ile geçiştirmeye çalışıyordu. Ahmet' teki heyecanın ve aptal aşıklığın farkında olan Özlem, onu biraz olsun yatıştırabilmek için maçtan söz etmeye başladı. İşte bu narkoz Ahmet' i kendine getirdi. Köyiçinden İnönüye uzanan yolda Ahmet hiç susmadı. Taraftarların tezahüratları ve şarkıları eşliğinde bir başka aşkına olan tutkusunu anlattı. O doğuştan Beşiktaşlıydı. Şerefiyle oynayan, hakkıyla kazananların takımındandı. Siyahla beyaz, ölümle yaşam gibi sarmıştı hayatını. Şimdi sezonun en önemli maçına çıkacaklardı. Her zamanki gibi takımlarıyla bütün olup Galatasaray' ı çimlere gömeceklerdi. Stada kadar şarkılara, tezahüratlara eşlik ettiler. Ahmet, “Neyleyim cebimdeki milyon doları, sen şampiyon olmayınca. Bazen sevinç, bazen keder Beşiktaşlı olmak yeter” tezahüratının ikinci nakaratını bilerek “Bazen sevinç, bazen keder senin sevgin ömre bedel” diye söylemiş ve o anda Özlem’ in gözlerinin içine bakmıştı. Özlem’ in ayı ve güneşi kıskandıran gülümseyişini, Ahmet ömrünün sonuna kadar unutamayacağını çok iyi biliyordu.

Maçla beraber her şey çok güzel başlamış, Beşiktaş 1-0 öne geçmişti. Amokachi'nin 32. dakikada gelen gölünden sonra oluşan coşkuyla Özlem'e sarılmış, devrenin sonuna kadar el ele, omuz omuza marşlara, şarkılara eşlik etmişlerdi. Maç Kartal'ın üstünlüğü ile sürerken hakem Ahmet Çakar, ikinci yarının başlarında atağa kalkmak isteyen Amokachi' ye, Cimbomlu Bülent'e faul yaptığı gerekçesiyle ikinci sarı karttan kırmızıyı göstermişti. Tüm stat yıkılıyordu. Faul yapan Çamur Bülent'ken, Kara Bomba oyundan atılmıştı. Maçın bundan sonraki bölümlerinde de üstünlüğünü kaybetmeyen Kartal'ı durdurabilmek için maçın sonlarında uydurulan penaltı sonrası her şey bitmişti. Ne yaparsa yapsın Kartal'a bu maç verilmeyecekti. Sezon başından beri lehine her türlü hakem hatası yapılan Galatasaray şampiyon yapılacaktı. İşte bu maç, bu gerçeğin acı bir görünümünden başka bir şey değildi.

Ahmet' in kaderi de çok sevdiği "Siyahbeyazlılar"ın kaderine benzeyecekti. Özlem' le ulaşmayı umduğu evlilik hayali, kısa bir süre sonra büyük aşkıyla beraber yüzüstü bırakılacaktı. Özlem, sınıftan arkadaşları Semih' le nişanlanmıştı. Bahara büyük umutlarla, adeta yeniden dirilmişçesine capcanlı, neşe ve coşku içerisinde giren adamımız, yaz başına gelindiğinde, terkedilmiş, sınıfta kalmış ve manik depresif bir halde olmasına rağmen yine de şarkısını, tüm kalbiyle mırıldanmaya devam ediyordu: “Bazen sevinç bazen keder, hayat yaşamaya değer”


23 Ocak 2014 Perşembe

Xarxus Kitabını Tanıtmak İçin Anadolu Ajansı Muhabirlerinden Sayın Ali Dağer Xarxus Köyü’ ndeydi.

İnsanlar emek verdikleri şeylerin muhataplarına sağlam bir şekilde ulaşmasını amaç edinirler. Pek tabii emeğin muhatabına tanıtılması elzemdir. Doğu Anadolu’nun ilk köy monografisini hazırlayan bizler iki yıllık bir emeği muhataplarına tanıtmak için çeşitli dostlarımızla, abilerimizle bir araya geldik.

Xarxus kitabını ulusal basına tanıtmak amacıyla Anadolu Ajansı Erciş muhabiri Sayın Ali Dağer abimiz Xarxus Köyü'ne gitmiş ve bir dizi incelemelerde bulunup fotoğraflar çekmiştir. Kendisine gösterdiği ilgiden dolayı şükranlarımızı sunar teşekkürü bir borç biliriz.  
 

Blog Template by BloggerCandy.com